5.25.2009 • Kategori: YAZILAR

Bu günlerde daha çok düşünür oldum.Neyi diye sormayın.Hergün başka şeyi.Konu ne olursa olsun önemli olan düşünebilmek.Düşünüp nerede olduğunu tespit edebilmek.Ne izler bırakmışız,nasıl anılıyoruz,arkamızdan gelen sesler nereleri inletiyor?
Bu günlerde bu sorular içimi titretir oldu.Titremem doğru izler bırakmadığımı düşündüğüm için mi,doğru basamakta kalamadığım için mi,yoksa o seslerden mi?Sesler duymaktayım davran ve boğuş demekteydi Necip Fazıl.Bende sesler duymaktayım ama ne kıpırdayabiliyorum ne boğuşabiliyorum.Sadece titriyorum...
Bu günlerde ağlar oldum.Ne kadar çok bilmemişim.Ne kadar çok ağlamamışım.Ne kadar çok yanmamışım.Ne kadar çok sevmemişim.Ne kadar çok ölmüşüm...
NİÇİN BİLMEMİŞİM
NİÇİN AĞLAMAMIŞIM
NİÇİN YANMAMIŞIM
NİÇİN SEVMEMİŞİM
NASIL ÖLMÜŞÜM...
Kimbilir nerdesiniz, Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?
12.29.2008 • Kategori: PROGRAM

2 yıl önce başlayan gece yolculuğumuzun sonuna geldik.Programımızda bizimle gönül birliği yapan ve desteklerini hiç esirgemeyen siz dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.Her bitiş te biraz hüzün var ve hayata dair bizlere güzel mesajlar var.Bu mesajları şiar edinerek yaşayabilmek insanın belki de en büyük kazancı olacak.Bu 2 yıllık süreçte güzel mesajlar verip gündüzü olan bu yolculuğun gecesinde birşeyler paylaşabilmişsek ne mutlu bizlere.Başka vesilelerle tekrar buluşabilmek dileği ve duasıyla.Allah' a emanet olunuz...

Ucunu kaybettiğin çizgiler,
Boğar da, ansızın bir gün seni;
Kaybolmuş karanlığında gözler,
Sürükler sonsuz esrara seni.
Bir sabah çıkıp gidesin gelir,
Bırakmaz neden hatıran seni.
Vedânı bir tek bu şehir bilir,
Duymaz, sözlerin sesinde seni.
Yazılmamış; üç beş yasak cümle,
Kurtarmaz, dün de bu gün de seni.
Haykırabildiğin bir tek kelime,
Mahkûm eder ebedi hicrana seni.
Kaç tufan kopar tebessümünde!
Kaç yakarış durduramaz seni!
Kaç sevda yanar son kelimede!
Sönmez de sevdan öldürür seni.
21.01.2008 / 02:07
10.15.2008 • Kategori: SIIRLER

Her defa haberi taze bir müjde;
O var!
Her defasında, geç, gafletten vecde;
O var!
Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse;
O var!
Bütün sevdiklerin elden gittiyse;
O var!
Kalacak kim var ki, dost tomarından?
O var!
Sana daha yakın şah damarından;
O var!
Arama, bir ilaç yok eczahanede!
O var!
Gayede, sebepte ve bahanede;
O var!
Sevdiğini ebed boyu tutan dinç;
O var!
Ölümsüzlük şevki, ilâhî sevinç;
O var!
Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek;
O var!
Tekten de tek, bir tek, tek başına tek;
O var!
8.29.2008 • Kategori: SIIRLER

Göklerden sessizce gelen kutsal bir fermandır,
Oruçla güzelleşen gönüllere sultandır,
Allah’tan kullarına en güzel armağandır,
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan.
Nefsimizin beton duvarlarını kırandır,
Bütün ayların içinde en mübârek olandır,
Yoksulları giydiren, açları doyurandır,
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan.
Merhametin somut hâle geldiği zamandır,
Câmiler dolup taşar, bereket çağlayandır,
Minâre minâre mahya, mahyalar nurdandır,
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan.
Af ve mağfiret ayı, bu bir mâh-ı gufrandır,
Sabır eğitimiyle dertlilere dermandır,
Yeryüzüne huzûru cömertçe dağıtandır,
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan
6.29.2008 • Kategori: YAZILAR

Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir…
‘Aşk odu önce ma’şuka, andan âşıka düşer.’ derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek...
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar. Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane ‘hakkal yakin’ biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek...
« Önceki ::